En Yeni İçerikler

Yol Anıları – Kazakistan’daki İlk Günümde Kaçak Tren Yolculuğu

Kazakistan’daki daha ilk tren yolculuğum olacak. Hatta hayatım boyunca yaptığım ilk tren yolculuğu olacak. Trenlere dair bilgim ve fikrim sıfır. Tecrübe edeceğim yerse hiç bilmediğim ve tanımadığım topraklar. Neredeyse alışkın olduğum yaşama göre bütün yaşam disiplininin farklı olduğu yerler.

Kazakistan Maceramın Bel Kemiği Trenler:

Aktau’ya varıp hostele yerleştikten sonra nihayet Kazakistan planlamamı yapmaya başlamıştım. Belki planlamak için biraz geç kalmışım gibi gözükebilir ama emin olun hala geç değil. Planlama dediysem de açtım haritayı, ülkenin üzerinde gezinerek şuraya da gideyim, şuraya da uğrayayım diye karar verdim. Kabaca yaptığım plan ülkenin güney hattını tamamen tren kullanarak adım adım geçmek olacaktı.

Yol Arkadaşım Vlad:

Vlad, Özbekistan’a gideceği için önce Beynau’ya gidecek, daha sonra da aktarma yapıp Özbekistan’a ilerleyecekti. Önceki gün giderek treni sormuş saatini ve fiyatını öğrenmişti. Benim çizdiğim rotanın duraklarından birisi olan Beynau’dan gideceği için ona katılmayı mantıklı gördüm. Hem daha önce tren deneyimi vardı, hem istasyonu biliyordu hem de ana dili Rusça’ydı. Bundan daha iyi bir seçenek bence olamazdı. Ayrılacağımız sabah hostelin mutfağında toplandık ve ekiple vedalaşıp hatıra fotoğrafı çekilerek yola düştük.

Soldan sağa: Ben, Vlad, Kjaer, Ashley.

Yarım saat yürüdükten sonra bir durağa ulaştık. Vlad duraktaki amcaya bir şeyler sorduktan sonra “İstasyona giden otobüs varmış, taksiden daha ucuza gideceğiz, ona binelim.” dedi. Benim için anahtar kelime olan ‘ucuz’ cümle içinde geçmişti bile. Kabul etmememe imkan yoktu. Biraz bekledikten sonra otobüsümüz geldi. Otobüse binince bana göre her şeyiyle yeni olan bu ülkenin tüm ayrıntılarını incelemeye başladım. İnsanların giyimi, yüz ifadeleri, arabada çalan müzik, yolların durumu, konuşmalar… Tüm duyularım açık bir şekilde okumayı yeni sökmüş, gördüğü her şeyi okuyan bir çocuk edasıyla her şeye odaklanıyordum. Ta ki otobüste paraları toplayan abla dikkatimi dağıtana kadar. 80 Tenge yol parası verdim ve tekrar gözlemlerime devam ettiğim esnada kulak zarıma çarpan bir ses kulaklarımın dikilmesine sebep oldu. “Kızım!”

Hemen önümdeki teyze paraları toplayan kadına kızım diye seslenmiş ve yalnızca “…siskin (seksen) tenge…” kısmını anlayabildiğim cümlerle verdiği paraya itiraz ediyordu. İşte hikaye başlıyordu bile. İlk defa Kazakistan dilinde konuşan birisine denk gelmiştim ve kullandığı ilk kelime beni binlerce kilometre geriye götürmüş, ülkemin seslerini kulağıma çalmıştı. O andan itibaren Kazakistan keşfimin çok güzel geçeceğini düşünmeye başlamıştım.

Yolculuk Uzuyor, Zaman Daralıyor:

Otobüsle gidiyorduk ama evdeki hesap çarşıya uymuyordu. Yol uzun, otobüs ise yavaştı. Treni kaçırma stresi etkisi altına almaya başlamıştı. Aslına bakarsanız biletimiz dahi yoktu, yani kaybedecek bir şeyimiz yoktu ama yine de bir şeyi kaçırma durumu stres yaşatıyor. Otobüs ayrılma noktamıza gelince indik ama 2 kilometre daha yol ve trene 5 dakika vardı. Hemen bir taksiye atlayıp hızlıca gittik. İçeri girdikten sonra gişenin önündeki kuyruktan özür dileyen Vlad kasiyere bir şeyler sordu. Sonra bana dönüp, pasaportu ve parayı hazırla, dedi. Gişedeki kadına pasaportu verdik ama sanırım yetişmeyeceği için vazgeçerek, gidip trene binin, dedi. Biz de koşarak kendimizi trene attık ve biletsiz bir şekilde trene binmiş olduk.

Bedava yemek fare kapanında olur derler. İşte o kapanlardan birisi de bu trendi. Elbette bedava gideceğimizi düşünmüyordum. Vlad, ödemeyi trende yapacakmışız, demişti. Hareket ettikten 20 dakika sonra görevli kadın Vlad’i çağırdı ve arka tarafta biraz konuştular. Geri geldikten sonra “Kadın benden 500’er tenge fazla istedi ve hiçbir şey yapamadım” dedi. Taksiye binmeyerek edeceğimiz 200 tenge tasarrufu stratejik bir hatayla fazlasıyla kaybetmiştik. Ama ben bu gibi durumlara para kaybettim yerine, tecrübe satın aldım, yaklaşımıyla bakıyorum. Bu benim için ilerde kullanacağım bir tecrübe olacaktı ve ikimiz için de yeni olan bir ülkeye gelmiş, ilk günündeki iki turisttik. Neyseki ilk dersimizi çok fazla diyeceğimiz paralar kaybederek almamıştık…

Kazakistan tren yolculuklarımın neredeyse tamamı bu şekilde geçti.

Grand Kanyon’un Küçük Kardeşi Charyn Kanyon

Kazakistan’ın eşsiz coğrafyasında bulabilecekleriniz bitmiyor. Hosteldeki arkadaşlarımla konuşurken Almati’den 200 kilometre uzaklıktaki Charyn Kanyon’dan haberdar oldum. İnternetten açıp fotoğrafına bile bakmadım. Bakmaya gerek de yoktu, gitmeye niyetliydik, kamp ekipmanlarımızı hazırladık ve yola düştük.

Charyn Kanyon Nerededir:

Charyn Kanyon Almati’nin doğusunda yer alıyor ve Kırgızistan sınırına oldukça yakın. Amerika’daki Grand Kanyon’a benzerliğiyle dikkat çekiyor ve küçük kardeşi olarak değerlendiriliyor. 12 milyon yıllık süreçten sonra kayalar enfes şekiller almış ve özellikle güneş vurunca zirveye çıkan renk katmanlarına sahip olmuş. Kilometrelerce uzanan kanyonda etrafı izlemek, sürekli değişen kaya yapıları ve hatta türlerine şahit olmak mümkün. Kimi noktalarda farklı bir yere gelmişsiniz duygusu dahi uyandırıyor. Burada ne kadar eğleneceğinizse hayal gücünüze kalmış. Yalnızca bakmayıp görmeye çalışırsanız, kayalarda saklanmış resimleri ve mesajları göreceksiniz.

Harita Lokasyonu: https://goo.gl/maps/STRimh5Wd5B2

Charyn Kanyon Ulaşım:

Bence burasıyla ilgili en mühim nokta ulaşım. O yüzden bu konuya en başta yer verelim. Gitmek için çok fazla alternatifiniz yok. Taksi, tur veya otostop seçeneklerinden birisini değerlendirmeniz gerekiyor. Biz taksi ile gitmeye karar verdik. Hostel’den çıkıp Sayakhat ismini verdikleri gara kadar yürüdük ve orada bir taksiciyle 9500 Tengeye anlaştık. Bana kalırsa pahalıydı, ben daha fazla pazarlıkla 6000-7500 aralığına indireceğime emindim. Ama yanımda pek fazla pazarlık kültürü olmayan bir Alman ve bir İngiliz vardı. Kaldı ki onlar için çok küçük miktarlar olduğu için uğraşmıyorlar.

Sayakhat Lokasyonu: https://goo.gl/maps/bLn3uoutje82

Tur fiyatlarıyla ilgili bilgi almak için bir firmayla görüştüm. Gidiş, dönüş ve kanyona giriş ücretini karşılayan tur fiyatı 15000 Tengeydi. Kış mevsimi olması da belki fiyata etki ediyordur. Ama ben hiç pazarlık yapmadım, sadece öğrenmek için sormuştum. Pazarlık payını da ekleyerek ortalama fiyat olarak bunu baz alabilirsiniz. İhtiyaç duyma ihtimalinize karşın turu organize eden adamın telefon numarasını da bırakayım. Türk olduğunuzu söyleyip indirip talep etmeyi unutmayın 🙂

Dauren: +77785369531 / Whatsapp’tan iletişim kurabilirsiniz.

Taksiyle 3 saat kadar gittikten sonra kanyona giden ayrıma geldik. Buradan kanyona kadar 10 kilometre yol vardı. Taksiciye girişe kadar götürmesini söyledik ama yol bozuk götüremem dedi. İnanmaktan başka şansımız yoktu ama o yolu gidince gördük ki yol dümdüz. Halbüki 10 kilometre yani, üstelik o kadar para almışsın. Yaptığın şerefsizlikten başka bir şey değil. Saat 5i geçmiş, hava eksi derecelerde. Tüm yolu yürümeye kalksak zifiri karanlıkta saatlerce yürümek zorunda kalacaktık ve şiddetli esen rüzgar işimizi çok zorlaştıracaktı. Hala aklıma geldikçe sinirlenmekten kendimi alıkoyamıyorum. İnsanlar nasıl bu kadar omurgasız ve haysiyetsiz oluyor anlamıyorum.

Taksiden indikten hemen sonrası. – Charyn Kanyon/Kazakistan

Arabadan inip tam yürümeye başlamıştık ki ava çıkmış 3 kafadara denk geldik. Sağolsunlar bizi kanyonun girişine kadar götürüp bıraktılar. Kararmaya başlayan havada kamp alanına kadar yürümeden yol kenarında bir yere çadırlarımızı kurarak uyuduk.

Kanyon Giriş Ücreti:

Normalde giriş ve kamp için ayrı ayrı tutarlar ödemeniz gerekiyor. Biz vardığımızda şoför abi oradaki görevliyle epey sohbet etti ve üçünüz toplam 2000 Tenge verseniz yeterli dedi. Araştırdığım kadarıyla normalde giriş ücreti 750 Tenge, kamp yapmak isterseniz de ilave 350 Tenge.

Kanyon’da gönlünüzce gezebilirsiniz. Dilerseniz kanyonun içinden nehre ulaşana kadar, dilerseniz de kanyonun üst tarafından en uca kadar gidebilirsiniz. Bana kalırsa her ikisini de yapın. Belli noktalardan kanyonun üstüne çıkış ve iniş için patika yollar var. Kanyonun sonuna yürüyünce Charyn Nehrine ulaşıyorsunuz. Her ne kadar karşı tarafta kanyon devam etse ve sizi çağırsa da köprü olmadığı için karşıya geçiş yok. Bu bölgede bungalovlar, çardaklar, mangal ve yazın aktif olduğunu düşündüğüm yurtlar var. Çadır kurmak için belirlenmiş alan da burası. Ama mangalın üstü dışında bir yerde ateş yakmanıza müsade etmiyorlar. Birer hafta aralıkla dönüşümlü çalışan iki bekçi yaz kış buradaymış. Herhangi bir sorunuz veya sıkıntınız olursa onları bularak danışabilirsiniz.

Charyn Kanyon’da Konaklama:

İşin doğrusu burada herhangi bir konaklama seçeneği bulacağımı sanmıyordum. Ama nehrin kenarında bir alana 6-7 adet bungalov koymuşlar. Kış sezonunda kapalıydı fakat yazın açık oluyormuş. İçerisinde kaç yatak var bilmesem de muhtemelen iki kişi için idealdir. Bekçi abiden fiyatını öğrendiğim kadarıyla günlük 8000 Tengeymiş. (Kişi başı değil, bungalov) Ayrıca bahsettiğim gibi yurtlar da gördüm. Onlar da kuvvetle muhtemel sezon boyunca konaklama hizmeti veriyordur.

Biz kanyonda -15 derece dolaylarınca iki gece boyunca kamp yaptık. Her ne kadar zorlayıcı olsa da bir o kadar da keyifliydi. Zorluğu sadece iki gün içindi ama güzel anısı bir ömür sürecek. Dönüşle ilgili herhangi bir ayarlama yapmadığımız için ana yola kadar yürüdük ve otostop çektik. Ama Kazakistan’da otostop da çekseniz sizden genelde para istiyorlar. Tanıştığımız diğer gezginlerle beraber paylaşımlı taksi ayarlayarak Almati’ye geri döndük.

Dönüş yolunda şöyle bir yolda 12km yürüdük, hiç araba geçmedi ve inanın yürümek hiç zor gelmedi. En keyif aldığım anlardandı…
Diğer Kazakistan Yazılarım:

https://hudutsuz.com/dunyanin-en-buyuk-uzay-tesisi-baikonur-kazakistanda/

https://hudutsuz.com/aral-denizi-neden-kurudu/

Tüm Yönleriyle Almati Gezi Rehberi

0

Almati Kazakistan’ın gözbebeği, ülkede en yüksek nüfusun yaşadığı yerleşim yeri, şehir yaşantısına dair her şeyin bulunduğu ve stratejik sebepler sebebiyle değiştirilmiş olan ülkenin eski başkenti. Almati’ye uğramadan Kazakistan gezisi yapmak elbette mümkün değil. Bu şehri ve çevresindeki yerleri tanımak için azından birkaç gün ayırmak gerektiğini düşünüyorum.

Almati buradaki ilk durağınızsa çok farklı gelmeyebilir. Fakat diğer şehirlerden geçtikten sonra gelince ne denli büyük bir şehir olduğunu idrak edebiliyorsunuz. Sovyet etkileri her ne kadar hissedilse, o zamanlardan kalan yapıları ve anıtları bulmak mümkün olsa da kimliğini tamamen değiştirmeye çalışan ve bunu büyük oranda başaran bir şehir burası.

Şehri anlamak ve tanımak için diğer tüm şehirlerde geçerli olduğu gibi sokaklarında yürümekle başlamak gerekiyor. Ben de gezime tam olarak öyle başladım. Almati’de dikkatimi çeken ilk şey sokakların üzerine çekilmiş elektrik tellerine bağlı çalışan troleybuslar oldu. İkinci olarak da araçların ve yayaların trafiğe gösterdikleri saygı. Turuncu ışığı görmesiyle duran arabalar, ışıklar dışında karşıya geçmeyen ve yalnızca yeşilde karşıya geçen yayalar benim için dikkate değer medeniyet emarelerindendi. Şehri keşfetme yaklaşımınızı ve rotanızı tamamen size bırakarak, gidebileceğiniz noktaları ve yerleri listeleyerek size fikir vermeye çalışacağım.

Bu şehre geldiğinizde “Nereye gitmeliyim?” sorusuna insanların verdiği üç cevap var: Kaktobe, Medeo, Büyük Almati Gölü. Bu noktaları tanıtmadan evvel şehrin içindeki yerlerle başlayacağım.

Rus Ortodoks Kilisesi:

Tamamen ahşaptan yapılan ve tamamlandığında dünyanın en yüksek ahşap yapılarından birisi olan bu kilisenin en yüksek noktası 56 metre. Şehir merkezindeki parkın içerisinde yer alan kilise, ben gittiğim sırada maalesef tadilattaydı. İçine girme şansım olmadı ama dıştan görünümü son derece güzeldi.

Rum Ortodox Kilisesi – Almati
II. Dünya Savaşı Anıtı:

Hiçbir Sovyet şehrinde unutulmamış olan ikinci dünya savaşı anıtı Almati’de de güzel bir mimariyle anıtlaştırılmış. Diğer illerde olduğu gibi önünde de daimi olarak ateş yanmaya devam ediyor.

Müzik Enstrümanları Müzesi:

Haritada gezinirken adını gördüğüm müzeye giderken, içeride yalnızca Kazakistan’a ait enstrümanları bulabileceğimi düşünüyordum. Ama girince gördüm ki tüm coğrafyalara dair enstrümanları toplayarak burada çok güzel bir müze kurmuşlar. Yalnızca müzik severlerin değil, tüm insanların ilgisini çekeceğine eminim. Türkiye’den Uygurlara, Almanya’dan Laos’a kadar tüm ülkerin geleneksel enstrümanlarını bulmak mümkün.

Giriş ücreti: 500 Tenge

Kök Pazar:
Kök Pazar Girişi- Almati

Pazar gezmeyi çok seviyorum ve burası benim için es geçilmeyecek bir noktaydı. Kazakistan’da bulunduğum diğer tüm pazarlar gibi burada da yaşamınızı devam ettirmeniz için ne gerekiyorsa satılıyordu. Meyve, kuruyemiş, et, sebze, peynir, turşu, ilaç, tekstil, ayakkabı, gündelik gereçler bulabileceğiniz şeylerden bazıları. Her şey oldukça taze ve lezzetli duruyordu. Ama hiçbir şeyin üzerinde fiyat yazmıyordu. Ne zamanki bir yerde ürünlerin üzerinde fiyat yazmıyor, o zaman çok mecbur kalmadıkça bir şey almıyorum. Bir de burada diğer pazarlardan farklı olarak her şey çok düzenliydi. Büyük şehir pazarı olmanın getirdiği ağırlıkla tüm bölümler ve ürünler güzelce tasnif edilmiş, tartım gerektiren yerlere aynı tartılar dahi konulmuştu.

Kaktobe:
Kasvetli Havasıyla Kaktobe’den Almati

Kaktobe Almati’yi tepeden görebileceğiniz, çeşitli etkinlere katılabileceğiniz ve oyunlar oynayacağınız bir yer. Eğer şanslıysanız benimkinden farklı olarak açık bir havada ziyaret etme şansınız olur ve tüm şehri görebilirsiniz. Aslına bakarsanız görseniz de çok tatmin edici bir görüntü yok. Bana kalırsa yukarıdan çirkin bir şehir. Kaktobe’de İsviçre Alplerinden kopup gelmiş bir raylı kayak sistemi kurmuşlar. 5 dakika süren bu keyifli aktiviteyi yapmak için 1500 Tenge ödemeniz gerekiyor. Örnekleri ülkemizde ve avrupada da çokça bulunan bir de ters ev var, giriş ücreti 1500 Tenge. Alanın üst tarafına doğru çıktığınızda atış oyunları, tırmanma duvarları gibi etkinlik alanlarını ve küçük hayvanat bahçesini göreceksiniz. Benim hayatımda ilk defa geyik gördüğüm yer burası oldu. Normalde hayvanat bahçesi gezmediğim için hiç görmemiştim. Ayrıca bazı kanatlı türlerini de ilk defa burada gördüm. Kaktobe güzel bir etkinlik ve vakit öldürme alanı, çocuklu aileler ve haftasonu değişiklik isteyenler için ideal bir yer.

Kaktobe’ye teleferikle 1000 Tenge karşılığında çıkabilirsiniz. Kısa bir teleferik yolculuğu değil ama yine de biraz pahalı geldi bana. Bir kere yapması yeterli olan bir tecrübeydi, o yüzden iniş bileti almadım ve bir şekilde aşağı inerim diye düşündüm.

Medeo:
Dünyanın En Yüksekte Bulunan Buz Paten Ringi – Medeo / Almati

Almati’de buz pateni veya kayak yapmak istiyorsanız gitmeniz gereken yer Medeo. Dünyanın en yüksekte bulunan (1691 m) buz pateni ringi burada bulunuyor. Giriş ve ekipman kiralama ücretini vererek dünyada ünlü müsabakaların yapıldığı ve onlarca dünya rekorunun kırıldığı bu yerde buz pateni keyfi yaşayabilirsiniz. Ancak gittiğiniz saatlere dikkat etmenizde fayda var. İki farklı zaman tercih edebilirsiniz. 10:00 – 16:00 veya 18:00 – 24:00 aradaki 2 saat ise teknik ara.

Ayrıca mevsiminde gittiyseniz ve kayak yapmak isterseniz, Medeo’nun yukarısında yer alan Shymbulak kayak merkezine gidebilirsiniz. Medeo’nun girişinde yer alan teleferikle kayak merkezine 2500 Tenge (gidiş-dönüş) karşılığında çıkabilirsiniz. Son olarak belirtmem gerekiyor ki araştırdığım kadarıyla burada kayak yapmak biraz pahalıymış. Bu yüzden ben yukarı dahi gitmedim. Elbette Orta Asya’dan kayak yapmadan ayrılacak değilim ama kendimi Kırgızistan’a saklıyorum.

Medeo Ulaşım:

Yüksekliğiyle dikkatinizi mutlaka çekecek olan Kazakistan Otelin, aynı zamanda Kaktobe teleferiğine de yakın bir nokta, önünden geçen 12 numaralı otobüse binerek son durak olan Medeo’ya gidebilirsiniz. Otobüs ücreti 80-100 Tenge arası ve şoföre nakit verebilirsiniz. Biletinizi de almayı unutmayın çünkü daha sonra görevliler otobüse binip kontrol ediyor, başınız ağrıyabilir.

Almati’de Nerede Yenir?

Yemek konusunda en rahat edebileceğiniz yerlerden birisi Almati. Çeşitli kafe ve restaurantlar farklı mutfaklardan lezzetler sunuyor. Ama ben yemeklerimi genelde ucuz bir yemek zinciri olan KAGANAT’da yedim. Şehrin muhtelif yerlerinde bu turuncu tabelayı görebilirsiniz. Hem yemek çeşitliliği çok fazla hem de fiyatlar bütçe dostu. Sürekli tüketim olduğu için de yemekler tazelik konusunda daha güvenilir. Burası haricinde adını verebileceğim bir yerde yemek yemedim. Gözüme ilişen birkaç yerden samsa alıp yemişliğim çok oldu. Size de samsa denemenizi tavsiye ederim.

Kızılorda Gezi Rehberi

0

Özellikle Kazakistan yolculuğum boyunca gideceğim yerlerin turistik atraksiyon içerip içermediğiyle çok fazla ilgilenmedim. Her yeni yere insanlar ve hayatlarına ilişkin şeyler öğrenebileceğim bir fırsat olarak baktım. O yerlerden birisi de Kızılorda’ydı. Gitmeden evvel yaptığım araştırmalarda ilgi çekici herhangi bir yer ya da aktivite bulamamıştım. Ama yine de gitmeye karar verdim.

Aral Denizinden yaptığım yaklaşık 10 saatlik tren yolculuğuyla Kızılorda’ya vardım ve başımı sokacak yer bulduktan sonra keşiflerime başladım.

Kızılorda Tren Garı – Kızılorda Gezi Rehberi

Şehirde Yürüyüş:

Kış Şartlarında Solan Şehirde Gördüğüm Tek Renkli Şey; Binalar – Kızılorda Gezi Rehberi

Şehirde yürürken dikkatimi çeken ilk şey fazlaca gördüğüm renkli binalar oldu. Binaları izleyerek neresi olduğunu bilmediğim ama haritadaki şeklinden ilginç bir yer olabileceğini düşündüğüm meydana doğru ilerledim. Vardığımda gitmeye çalıştığım yerin tiyatro olduğunu gördüm. Tiyatronun önündeki meydan yeni yıl sebebiyle süslenmişti.

Tiyatroyu soluma alarak ilerleyince enine uzanan ve mozaiklerle süslenmiş bir abideyle karşılaştım. Onu biraz inceledikten sonra ilerlemeye devam ettim. Sıradaki hedefim ilginç olacağına emin olduğum müzeydi.

Kızılorda Müzesi:

300 Tenge karşılığında girdiğim iki katlı müzeyi odalar halinde farklı bölümlere ayırmışlar. Genel olarak Kızılorda’da yaşanan tarihe, yaşamış insanlara ve ekosisteme dair bilgilere yer verilmişti. Kazakistan kültürü odası, tarihi kalıntılar odası, ikinci dünya savaşı odası, Kızılorda bölgesinde yaşayan hayvanların dondurulmuş örnekleri, spor ve madalyalar odası, uzay ve uluslararası ilişkiler odası burada göreceğiniz bölümlerden bazıları.

Müze gezimi tamamladıktan sonra biraz daha halkın arasına karışmak için yerel pazara gittim. Yerel pazarda hernevi şeyi bulmak mümkün. Giyimden elektroniğe, şekerlemeden sebzeye bir çok şey vardı. Garipseyen bakışlar arasında pazardaki kısa turumu tamamlayarak, pazarın yakındaki Dede Korkut anıtına gittim.

Dede Korkut:

Devesinin Sırtına Binmiş Şekilde Görselleştirişmiş Dede Korkut ve Anıtı

Amu Drya nehrinin yanına konumlandırılmış olan Dede Korkut bu bölgede çok önemli bir isim. Ayrıca burada aynı ismi taşıyan bir de üniversite var. Heykeli inceledikten sonra batmaya hazırlanan güneşi derenin kenarından biraz izleyerek ikinci dünya savaşı anıtına gittim. Kazakistan’da gittiğim her yerde mutlaka savaş anıtı vardı ve hepsinde ateş yanmaya devam ediyordu.

Yanından geçtiğim bir lunaparktaki bu uzay aracına benzeyen oyuncak dikkatimi çekti. Dünyanın ilk kozmodromuna epey yakın olan Kızılorda’da bu oyuncağın olması tesadüf değildir diye düşünüyorum. Bana kalırsa çocuklara daha küçük yaştan uzay merağını aşılamaya çalışıyorlar.

Roket Şeklindeki Lunapark Oyuncağı

Kızılorda’nın buzla kaplı kaldırımlarında düşmemeye çalışıp etrafta ilginç şeyler arayarak yürüyüşüme devam ettim. Ama sanırım turistik pencereden bulabileceklerimin hepsini bulmuştum. Ziyaret ettikten sonra neden Kızılorda’nın çok fazla ziyaret edilen bir yer olmadığını anlamış oldum. Şehirde başka ülkeden gelen birisi heyecanlandıracak hiçbir şeyle karşılaşmadım. Ancak yazının başında da söylediğim gibi gitme amacım objelerden ziyade insanlardı. Maalesef insanlarla da pek fazla etkileşime girebildiğim bir yer olmadı. Sanırım Kızılorda’yla ilgili bende en yer eden şey yaptığım tren yolculuğu ve ondan aldığım keyif oldu.

Chiatura Gezi Rehberi

Chiatura görmeden olmaz diyeceğimiz bir yer değil. Fakat yaşaması oldukça güzel bir deneyim. 1950’li yıllardan kalan, buram buram tarih ve nostalji kokan teleferiklere ücretsiz bir şekilde binmek, dünyanın pek fazla yerinde yaşanacak bir şey değil.

Chiatura Gezi Rehberi – Teleferiğin kalkış istasyonu

Chiatura sahip olduğu maden yatakları sebebiyle Sovyetler zamanında sanayi şehri haline gelmiş ve fabrikalar kurulup hem tren ağı hem de teleferik anlamında yatırımlar yapılmış. Teleferiklerin asıl yapım amacı madenlerde çalışan işçilerin rahat bir şekilde işe gidip gelmesini sağlamakmış. Şuanda teleferiklerin bir kısmı işlev görüyorken, kimisi de atıl durumda. Haritayı açıp Chiatura’ya baktığınızda bir sürü teleferik ağı göreceksiniz, benim de gitmemi tetikleyen en önemli şey buydu. Ama şehir yalnızca bundan ibaret değil. Gürcistan’da gördüğüm en etkileyici kiliselerden birisine de ev sahipliği yapıyor. Her ne kadar Gürcistan’da kiliseye doyup biraz isteksiz gitsem de son derece mutlu bir şekilde ayrıldım.

Chiatura Gezi Rehberi – Üzerinde beş kat boya var 🙂

Chiatura meydana geldiğinizde, kafanızı kaldırınca hatları göreceksiniz. Hareket ettiğini gördüğünüz bir tanesinin başladığı noktaya gidin ve kabine oturup operatörün teleferiği hareket ettirmesini bekleyin, hepsi bu. 🙂 Teleferikler eski olduğu için içerisi de biraz farklı; kapıları, içerisindeki telefon, oturakları, defalarca boyandığını gösteren boya katları… Her şey enteresan ama çok güzel. Dünyanın kaç yerinde teleferikle giderken kafanızı camdan çıkartabilirsiniz ki? Burada teleferiğin penceresi var ve aşağıdaki manzara gerçekten görmeye değer. Teleferiğin tam bir çalışma çizelgesi var mı bilmiyorum. Çünkü biz iniş için istasyona gittiğimizde operatör teyzenin gelmesini epeyce bekledik.

Chiatura Gezi Rehberi – Teleferiğin içindeki telefon

Mgvimevi Kilisesi:

Chiatura Gezi Rehberi – Mgvimevi Kilisesi Mağara Kısmı

Merkezde dolaştıktan ve teleferiği tecrübe ettikten sonra Mgvimevi Kilisesine gidebilirsiniz. Çok yakın değil ama arabaya binilecek gibi de değil. Yolda giderken haritadan kontrol etmekte fayda var. Çünkü kiliseye çıkan merdivenler çok belirgin değil ve evlerin arasında kaldığı için dikkatinizden kaçabilir. 8. yüzyılda inşa edilen daha doğrusu oyulan kilise aslında geniş bir mağara. Ayrıca içinde iki farklı yapı da bulunan kiliseyi görmeden kesinlikle dönmeyin.

Khatski Pillar:

Chiatura Gezi Rehberi – Khatski Pillar

Kilise gezinizi de tamamladıysanız geriye yapmanızı tavsiye ettiğim ve yine çok ilginç olan bir şey daha kaldı. Chiatura’dan 13 km kadar uzaklıktaki Khatski Pillar. 40 metrelik bir kayanın üzerine yapılmış enteresan bir kilise. Gürcistan’da her türden ilginç kilise bulmak mümkün sanırım. Chiatura’dan minibüsle bu kiliseye gitmek mümkün. Şuanda kilisenin üzerine çıkmak mümkün olmasa da belki siz gidene kadar uygulama değişir. Ama çıkamasanız dahi gidip görmek bile yeterli.

Chiatura Ulaşım:

Kutaisi’nin neredeyse tüm ulaşım ağı aynı noktadan başlıyor. Kutaisi II tren garının yakınındaki Mc. Donalds’ın oradan minibüse binebilirsiniz. Yalnız meydandaki Mc. Donalds ile karıştırmayın. Ben karıştırdım, az daha uçağı kaçırıyordum. Gerçi kaçırmasam da uçak iptal oldu ya neyse 🙂 o başka konu. Fiyatı yaklaşık olarak 6-10 Lari aralığında. Tiflis’ten ulaşım sağlamak isterseniz orada da Didube’ye gitmeniz gerekiyor. Özgürlük meydanından metroya bindikten 6 durak sonra varıyorsunuz. Ayrıca Didube’yi alışveriş için de kullanabilirsiniz. Meyve sebzeler Tiflis’e oranla 5-6 kat daha ucuzdu. Tiflisten de ulaşım aşağı yukarı aynı fiyat seviyesinde.

Konaklama:

Konaklama konusuna gelecek olursak, fiyat sormadım ama meydanda yürürken bir hostel tabelası gördüm. Yani en azından kalacak bir yer olduğunu biliyoruz. Siz kalmayı düşürseniz detaylı hostel araştırmasını booking’den yapabilirsiniz.

Günübirlik bir gezi olarak plandığımız Chiatura turumuzu yukarıda saydığım yerleri ziyaret ederek tamamladık ve hava kararmaya başlarken otostop çekerek geri dönüş yolunu tuttuk.

Azerbaycan – Kazakistan Feribotu

Asya turuma başladığımda çizdiğim esas rotam Bakü’ye kadar otostop çekerek ulaşmak, Bakü’den bulduğum ucuz bir uçakla Orta Asya’nın herhangi bir ülkesine gitmekti. Çünkü aşmam gereken bir Hazar Denizi vardı ve etrafını dolaşmak planım dahilinde değildi. Uçakları daha Bakü’ye varmadan kontrol edip kafamda aşağı yukarı bir plan yapmıştım. Ama Bakü’ye gidip biraz vakit geçirince öğrendim ki Hazar Denizini aşabileceğim bir gemi yolculuğu varmış.

Hazar Denizi Gemisi:

Gemiyle ilgili araştırma yapmaya başlayınca sürenin 30 saat olduğunu öğrenip daha da istekli bir hale geldim. Bana kalırsa bu çok defa yaşanamayacak eşsiz bir tecrübe. Takip eden günlerde Bakü’nün merkezinde bulunan limana giderek durumu sordum. Fakat son bir yıldır Bakü – Kazakistan seferini yapan gemilerin Bakü’ye 70 km mesafede olan Alat limanından kalktığını söylediler ve cama yapıştırılmış olan kağıdı göstererek, o numarayı ara, dediler. İlk fırsatta numarayı arayıp en yakın geminin ne zaman olduğunu sorduğumda, önümüzdeki iki gün olmadığını söylediler. İki gün sonra tekrar aradığımda da iki gün sonra olabileceğini söylediler ve beklemeye devam ettim. Son aradığım günde de geminin kalkacağını, limana gitmem gerektiğini ifade ettiler.

İliştirdiğim fotoğraftaki numarayı her gün ya da belirttikleri zaman aralığına göre aramakta fayda var. Çünkü aramadan giderseniz bekleyişiniz günler sürebilir. Normal şartlarda limanda iki günlük bir bekleyişi herkes olağan karşılıyor. Konuştuğum gezginlerden limanda 4-6 gün arası bekleyenler olduğunu dahi öğrendim.

Alat Limana Ulaşım:

Zaten hazır olan çantamı sırtlanarak önce merkezden 125 numaralı otobüse, onun son durağına ulaşınca da 195 numaralı otobüse bindim. Gidişim toplamda 1,5-2 saat kadar sürdü. İniş noktamı hem haritan takip ediyor hem de yola bakarak kontrol ediyordum. Şoföre de limana gideceğim diye belirttim ve beni limana giden yolun başında indirdi. 2 km boyunca alana kadar yürümek gerekiyor. Alana girince ilk kontrolden pasaportunuzu verip adınızı yazdırarak giriyorsunuz. Bu noktadan sağa doğru konteynırları görene denk ilerlemeniz gerekiyor. Konteynırların olduğu bölge tüm işlemlerin yürütüldüğü yer. Önce kayıt ofisinden kaydımı yaptırdım ve verdikleri makbuzla banka ofisine gidip 70 dolar ödedim. Daha sonra banka makbuzuyla tekrar kayıt ofisine girip biletimi aldım. Artık geriye “Gemiye binin.” komutunu beklemekten başka yapacak şey kalmamıştı.

Limanda Yaşam:

Bu alanda tüm ihtiyaçlarınıza cevap verecek gereksinimler var. Bakkal, atm, tuvalet, duş, bekleme odası gibi. Dolayısıyla burada yaşamakta pek fazla zorlanmayacaksınız.

Kafetarya ve bekleme odası olarak hizmet veren alanda beklemeye koyulduk. Benimle birlikte bekleyen Türk şoförler ve üç sırt çantalı daha vardı. Sohbet ederek gece yarısını gördük ama hala gemiden ses çıkmamıştı. Herkes bir tarafa kıvrılıp yatınca ben de çantamdan matımı ve uyku tulumumu çıkartarak yere serilip uyudum. Sabah 6 olduğunda içerdeki seslere uyandım. Herkes hareketlenmiş, gemiye binme saatimiz gelmişti.

Limandan görsel eklemesi yapamıyorum. Esasen girdiğim andan itibaren kayıttaydım ama görevliler kayıt yaparken beni görünce hepsini sildiler. Limanda çekim yapmak yasakmış, sizin de bilginiz olsun.

Pasaport İşlemleri:

Gösterdikleri yolda ilerleyerek Azerbaycan’dan çıkış işlemlerimizin yapıldığı odaya geldik. Burada çantalarımız kontrol edildi ve üzerimizdeki para miktarı soruldu. Önümdeki kişilerden birisinin yanında fazla sigara olması problem oldu. Dolayısıyla siz de alkol sigara taşıyacaksanız riski göz önünde bulundurun. Fazla yoğun bir nokta olmadığı için memurlar daha dikkatli davranıyor. Sorunsuz bir şekilde çıkış mührümü de alarak gemiye bindim.

Gemiye binişte bir kontrol daha var. Orada ellerindeki listeyi bir kez daha kontrol ediyor ve pasaportunuzu sizden alıyorlar. Verdiğimiz pasaportu ne zaman alacağımızı aşağıda anlatacağım. Gemide diğer üç gezginle beraber bizi aynı odaya koydular. Çok da iyi yaptılar. O kadar yol insanlarla konuşmadan bitmezdi. Ortak alandaki odadan yatak çarşaflarımızı alıp kendi yataklarımızı hazırladık. O esnada insanlarda bir hareketlilik görünce bir şeyler olduğunu anlayıp ortalıkta dolanmaya başladık.  Meğer kahvaltı varmış. İki yumurta, peynir, tereyağı, reçel ve çaydan oluşan kahvaltımızı yaparak beklemeye başladık. Çünkü gemiye önce insanları alıyorlar, o esnada geminin yükleme işlemi devam ediyor. Yükleme yaklaşık 5 saat sonra bitti ve biz öğlen yemeğimizi yerken gelen anonsla birlikte gemi usulca hareketlendi. İşte 29 saatlik yolculuğumuz başlamıştı.

Gemide Yaşam:

Gidene dek böyle kapalı bir havada yol aldık

Yolculuk boyunca pek fazla dikkate değer şey olmadı. Dışarısı gündüzleri soğuk ve kasvetli geceleriyse buna ilaveten zifiri karanlıktı. Dolayısıyla geminin dış kısmında yapılacak bir şey yoktu. Türkiyeli, Azerbaycanlı tır şoförleriyle muhabbet ederek, uzanıp kısalarak 29 saati tamamladık. Ama o yol hiç gözümde büyümedi. Bana göre eşsiz olan bu yolculuğun her anından büyük bir haz duydum.

Gemide 3 öğün yemeğimizi 7-12-19 saatlerinde yedik. Yemekler ne iyiydi ne de kötü. Ama başka alternatifiniz yok. Her öğün bir çorba, bir yardımcı yemek, bir de ana yemek mantığında köfte, tavuk gibi yiyecekler çıkıyordu. Yanında soda verdikleri de oldu gazoz verdikleri de. Ayrıca 2-3 defa da çay saati var. Ortak alana demlikleri bırakıyorlar, kendiniz alıp içiyorsunuz. Yine de yanınıza bir şeyler almanızı öneririm. Ben epey yiyecek almıştım; meyve, atıştırmalık, çikolata vs. boş kaldıkça bir şeyler yedim.

Yolculuğun sonunda Kuryk Limana varınca tüm eşyalarımızı ortak alana getirip beklemeye başladık. Kazakistanlı memurlar gemiye binip bir odada sistemlerini kurdular ve birer küçük kağıt dağıttılar. Kişisel bilgilerimiz, neden geldiğimiz, ne kadar kalacağımız gibi sorular içeren basit bir kağıttı. Çok da incelemediler ama bu bizim için önemli bir kağıt. Onun üzerine de damga basıyorlar ve ülkeden çıkana kadar saklamamız gerekiyor. Ülkeden çıkarken bizden geri alacaklar. Kağıdı da doldurunca gemiye binerken verdiğimiz pasaportları memurların olduğu odada dizilmiş olan bir masanın üzerinden aldık ve sırayla işlemlerimizi yaptık. Benim açımdan hiçbir zorluk ya da sorun olmadı. Kolaylıkla mührü bastılar ve ortak alana geri döndüm. Herkesin işlemi bitince gemiden iniş için bizi özgür bıraktılar.

Gemiden inince ayaklarım ilk defa Kazakistan topraklarına bastı. Gemideki Serdar abi havanın soğuğuna atıfta bulunarak, bak gör bakalım seni burda nasıl bir hava bekliyor, dedi. Sahiden de haklıydı. 🙂 Ama maceramız yeni başlıyordu. Daha ne soğuklar görecek, neler atlatacaktık.

Gemi Yolculuk Ücretleri:

Fiyat konusuna da değinerek yazımın sonuna doğru geleyim.

Yaya ücreti 70 dolar ve 4 kişilik odada kalıyorsunuz. Tuvalet kullanmak isterseniz de sürekli tıkanan ortak tuvaleti kullanıyorsunuz. 80 dolar vererek iki kişilik kendine ait tuvaletli odada da kalabilirsiniz.

Bisikletle binmek isterseniz ekstra 10 dolar, motorla binmek isterseniz de ekstra 120-150 dolar arası para veriyorsunuz. Otomobilin tam ücretini her ne kadar bilmesem de 300-400 dolar olduğunu duydum. Ben para vermeyeyim, oda vermeyin bana demek gibi bir şansınız yok. Çünkü ben dedim 😀 Onlar da denizcilik kuralları gereği mümkün olmadığını söylediler.

İlave bilgiler:

•Gemide Serdar abinin eşi dışında kadın yolcu yoktu. Çok önemli bir mesele değil ama yalnız gezgin kadınların gelmeden önce böyle ihtimal olduğunu bilmesi adına paylaşmak istedim.

•Takdir edersiniz ki telefon çekmiyor ve gemide de internet yok.

•Ortak alanda televizyon vardı ama hiç açtıklarını görmedim, dolayısıyla çekiyor mu onu da bilmiyorum.

•Beni deniz tutar diyenlerin çok endişe etmesine gerek yok, gemi çok fazla sallanmıyor. Zaten kocaman gemi, dalgaları ezip geçiyor.

•Geminin iç sıcaklığı çok iyiydi, tshirtle bile gezebilirsiniz. Ama yazın muhtemelen sıcak oluyordur.

Dilerseniz yolculuğu baştan sona kaydettiğim videoyu da aşağıdan izleyebilirsiniz

Yol Anıları – Kafayı Yiyen Motorcu

Tayland’ın Kuzeyine olan ilerleyişimi sürdürüyordum. Ülkenin en kuzeyine gittiğimde ilerleyişim de haliyle son bulacaktı. Öğlen sıcağında kaldığım yol kenarında öncelikli hedefim kliması açık arabalardı. Bir otostopçu olarak artık ulaşım önceliğini aşmış, lüks arzulara doğru yol almıştım. Önceki gün benzin istasyonu çalışanlarının üzerinde ne yazdığını bilmediğim, elime tutturdukları kağıdı yoldan geçen arabalara tutuyordum. Ne yazdığını da daha sonra öğrenecektim.

Yolda sana yardımcı olur diyerek bu kağıdı yazdırıp verdiler

Yol kenarında dikilirken bir motorcu durup kağıda baktı. Daha sonra da bin arkama dedi. Motor deyince gözünüzün önüne gelen imgeyi bir kenara bırakın ya da durun, iyisi mi bırakmayın. Onu alın ve epey küçültüp çocuk motoru hayal edin. İşte duran motor öyle bir motordu. Bir adama baktım, bir motora, bir de kendime. Sonra adama nasıl olacak o iş anlamında bir bakış attım. Küçük çantamı alıp kendi önüne taktı ve “Şimdi bin.” dedi. Bir şekilde arkadaki küçücük alana bindim ve yol almaya başladık.

Motorun hız göstergesini rahatlıkla görüyordum. Yaklaşık 90-100 km/saat arası hızlarda gidiyorduk. Hızlı gittikçe duyduğum acı artıyordu. Çünkü çanta daha çok geriye gidiyor, bense onu dengelemek için kollarımla daha fazla güç tüketiyordum. O şekilde 20-30 kilometre kadar yol gittik. Nihayet yolculuğumuz bitti ve derin bir nefes aldım.

Kafayı yiyen o iyi kalpli motorcu 🙂

“Beni En Yakın Otobüs Durağına Götürün”

Adam başında kadın olan küçük bir tezgaha gidip bir şeyler sordu. Sonra da bana dönüp 160 Baht (30TL) ver dedi. Ne olduğunu anlamamış bir şekilde “Para yok, para yok.” diyordum. Eleman bu tepkimden sonra kafayı yedi 🙂 İki eliyle kafasını tutup haykırış tarzında sözler söylemeye başladı. Çok da haklıydı. Elinde “Beni en yakın otobüs durağına götürün.” yazan kağıt tutan bir adamı alıp, yolunu uzatarak durağa götürmüştü. Ama şimdi de o dengesiz “Param yok, otobüs yok.” diye zırvalıyordu. Meğerse adamlar elimdeki kağıda “Beni otobüs durağına götürün.” gibi şeyler yazmışlar.

Benim tavırlarımı takiben bir şeyler daha konuştular. O sıra ben onlardan biraz uzaklaşmıştım. Sonra adam bana yaklaşıp bir kağıt uzattı. Kağıdı alıp bakınca gördüm ki bileti almış ve parasını kendi ödemiş. İçimde çok güzel duygular kabarmıştı… Tanımadığı ve belki de kendisinden daha varlıklı olan, hatta hiçbir sorumluluk hissetmemesi gereken bir yabancıya bilet almıştı. Adama, asla kabul edemeyeceğimi bir şekilde anlattıktan sonra bileti geri verdirdim. Ona çokça teşekkür ederek ayrıldım ve yolun biraz ilerisine kadar yürüdüm. Çok geçmeden bir başka araba daha durdu ve işte gideceğim yere kadar gidiyordu. Daha doğrusu gideceğim yer tam olarak orası değildi ama adam oraya gidiyorum deyince “Tamam ben de geliyorum.” demiştim…

Aral Denizi Neden Kurudu?

Kazakistan gezime başlarken gideceğime emin olduğum tek yer Aral Deniziydi. Denizin yıllar içinde küçülerek neredeyse yokolma noktasına geldiğini daha yolcuğuma başlamadan internette görmüştüm. Esasen gördüğüm haberler bu durumu iklim değişikliğine bağlıyordu. Ama gidip araştırınca gördüm ki işin aslı öyle değildi…

Aral Denizi Kenarındaki Atıl Bir Tersane – Aral Denizi Neden Kurudu

Aral Denizi Nerede:

Aral Denizi, Kazakistan’ın Aktobe ve Kızılorda bölgelerinden başlayıp Özbekistan’ın Karakalpakistan bölgesine kadar uzanan ve dışarıyla bağlantısı olmayan bir denizdir. Bu çerçeveden bakınca, bizim alışkın olduğumuz ve öğrendiğimiz gibi neden ‘göl’ demiyoruz sorusu zihinlerimizi kurcalayabilir. Çünkü biz coğrafya derslerinde, bu tanım dahilinde olan yerleri göl olarak öğrendik. Ama tıpkı Hazar Denizinde olduğu gibi bazı özel statüye sahip denizler var. Her ne kadar özellikle Hazar Denizinde bazı politik ve siyasi sebepler söz konusu olsa da onları değerlendirmeye almayacağım. Basit bir şekilde anlatacak olursam, bu bölgelerin keşfinde insanlar, buldukları suların büyük ve tuzlu olması sebebiyle buraları deniz olarak adlandırmışlar. Benim de alışkın olduğum üzere, geldiğim ilk günlerde hep Aral Gölü diyordum. Fakat daha tren biletimi kestirdiğimde gördüm ki üzerinde Aral Denizi yazıyordu. O yüzden daha dikkatli davranarak ben de deniz demeye başladım.

Aral Denizinin Büyüklüğü Ne Kadar:

Yukarıdaki tanıma ilaveten, denizin büyüklüğü hakkında da kısaca bilgi vererek, neden kuruduğu konusunu ele alacağım. Denizin toplam yüz ölçümü (küçülmeye başlamadan evvel) 68000 km2 ve dünyadaki en büyük 4. kapalı deniz. Aynı zamanda adaların denizi olarak biliyor. Kiminin boyutları küçük olsa dahi 1000’in üzerinde adaya sahip bir deniz(di).

Aral Denizi Neden Kurudu:

Uzun yıllar devam eden Soğuk Savaş, pek çok cephede stratejik bir savaştı. Silahlardan ziyade hamlelerle ülkelerin birbirine üstünlük kurma çabasıydı. Detayını her ne kadar bilmesem de –biliyor olsam da girmezdim sanırım- 1960’lı yıllarda Amerika ülke dışında pamuk gönderimini durdurma kararı alıyor. Buna karşın Sovyet rejimi kendi üretimini artırmak üzerine plan yapıyor. Bu plan dahilinde Aral Denizini besleyen iki önemli kaynak, Amu Darya ve Syr Darya nehirlerini keserek, üretim amacıyla kullanmaya başlıyorlar.

Kuruyan Denizin Üzerinde Saatlerce Gidebilirsiniz – Aral Denizi Neden Kurudu

Düşünceleri aynı şekilde gerçeğe de dönüyor ve pamuk üretiminde ciddi bir konuma geliyorlar. Fakat diğer tarafta Aral Denizi gün be gün küçülüyor. Denizin küçülmesi zincirleme şekilde tüm yaşantıyı etkiliyor. Deniz küçüldükçe ayrılan parçalar kuruyor ve tüm balık popülasyonu yok olmaya başlıyor. Büyük su kütlelerindeyse artan tuzluluk oranı balıkların ölümüne sebep oluyor. Azalan balık ve çekilen sular balıkçı kasabalarını işlevsiz hale getiriyor. İnsanlar aç ve işsiz kalmaya başlıyorlar. 1960 öncesinde değil yalnıca çevresine, Lenin’in talimatıyla geliştirilen tren ağı aracılığıyla, ihtiyaç duyulan tüm Sovyet bölgelerine taşınan balıklar, artık civar bölgelerdeki ihtiyacı ancak karşılayabiliyor.  Ayrıca şunu da eklemem gerekiyor. Yapılan araştırmalarda iklim değişikliğinin %14 oranında bu küçülmede pay sahibi olduğu tespit edilmiş.

Kuruyan Denizin Ardında Bıraktıkları:

Müzenin Kenarına Konumlandırılmış Bir Balıkçı Teknesi – Aral Denizi Neden Kurudu

Doğadaki bu değişimin etkileri yalnızca bununla da sınırlı kalmıyor. Kuruyan denizden geri kalan tuzlar ve toksik tozlar rüzgarlara karışarak çevreye hastalık saçmaya başlıyor. Oldukça uzak mesafelere taşınan bu tozlar, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te bile zararlı etkilerini hissettiriyor. Büyük bir su kütlesinin ortadan kaybolması mevsimleri de etkiliyor. Denizin çevresindeki bölgelerde yazlar daha kurak, kışlarsa daha sert geçmeye başlıyor.

Devletlerin ve kurulmuş olan bazı organizasyonların denizi kurtarmak için çalışmaları devam ediyor. Özellikle denizin kuzey bölgesinde yapılan çalışmalar sonucunda deniz seviyesi 30 metre kadar artmış durumda. Yapılacak çalışmalarla denizin 25 sene içerisinde büyük oranda kurtulacağına inanan da var, 15 sene sonra tamamen kuruyacağına inanan da. Zaman bizlere kimin haklı çıkacağını gösterecek. Bireysel olarak bizlere düşen şey, insanları bu konuda bilgilendirmek ve devletlere çalışmaların büyütülerek sürdürülmesi için çağrıda bulunmak. Sahip olduğumuz bir dünya var ve ona sahip çıkmak zorundayız.

Dünyanın En Büyük Uzay Tesisi Baikonur Kazakistan’da

Dünyanın En Eski ve En Büyük Uzak Aracı Fırlatma Tesisi:

Varlığını bilmediğim bu yeri Kazakistan’a gelince öğrendim. Geziyor olmanın sürprizlerinden birisi de böylesi yerler öğrenmek. Kazakistan’a geldiğimde gidilecek yerlerden ziyade, kendime gitmek istediğim bir güzergah çıkartıp, daha sonra da yolumun üstündeki yerleri araştırmaya başladım. Sıra Baikonur ’a geldiğinde, beni çok heyecanlandıran bilgilerle karşılaştım. Burası dünyanın en eski ve en büyük kozmodromuymuş. Yani uzay araçlarının, uyduların uzaya fırlatıldığı yer.  Hatta burada uyduların uzaya fırlatılışını izleyeceğiniz özel programlar dahi düzenleniyormuş. Ama bazı şartlar ($$$) dahilinde.

Baikonur – Dünyanın En Büyük Uzay Tesisi Baikonur Kazakistan’da

Baikonur Nerede:

Baikonur Kazakistan’ın güneyinde yer alan küçük bir şehir. 1950’li yıllardan bu yana uzay üssü olarak kullanılan merkez, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rusya tarafından kiralanmış. Araştırmalarımdan öğrendiğim kadarıyla, bu alan için senelik 100.000.000 dolar ödeme yapıyorlarmış. Dolayısıyla bu bölgenin kontrolü Ruslar tarafından sağlanıyor ve bölgeye kendi isteğiniz dahilinde giremiyorsunuz. Yetkili birimlerden izin almanız ve o şekilde içeriye girmeniz gerekiyor. Hatta Moskova’dan direk gelenler için Kazakistan vizesine gerek dahi yok. Gerçi bizim için Kazakistan vizesi halihazırda söz konusu değil. Ayrıca Kazakistan’dayken giriş için de Rusya vizesi gerekmiyor. Dünyanın en büyüğü olduğunu söylediğim alan eliptik bir yapıya sahip ve 85 – 90 kilometrelik genişliklere sahip. Yani toplam yüz ölçümü 7000 kilometre karenin üzerinde. Daha somut örnek verecek olursak da bir futbol sahasının 1000 katı kadar büyüklükte.


Baikonur – Dünyanın En Büyük Uzay Tesisi Baikonur Kazakistan’da

Baikonur Ulaşım:

Bu bilgileri de verdikten sonra gelelim en heyecanlı kısıma. Buraya nasıl gidilir ve neler yapılır? Baikonur ’a uçakla gidebileceğiniz gibi trenle de ulaşım sağlanabiliyor. Tren istasyonu Kazakistana bağlı (Tyuratam) ama az ilerideki Baikonur’un etrafı kapatılmış ve Rus askerler tarafından korunuyor. Oraya girmek için izninizi göstermeniz gerekiyor. Araştırmalarım neticesinde kaçak giriş yapanlar da gördüm. Elbetteki giriş için bazı zayıf karınları var. Ama girmek başınızı derde sokabilir. Ceza alabilir veya bir süre kendinizi nezarette bulabilirsiniz. Ayrıca otelde de kalamazsınız, çünkü kendinizi ele verirsiniz.

Baikonur’da Neler Yapılır:

Baikonur ’a girdikten sonra etrafta uzay temalı anıtlar, atıl duruma gelince heykel olarak konumlandırılmış roketler var. Yani şehir tamamen uzay temalı. Ayrıca burada Ruble kullanılıyor, Kazak Tengesi geçerli değil. Şehrin 30-40 km ilerisinde de uzay tesisine giriş yapılıyor. Ancak buraya girmek de izin dahilinde. Bu izni Rusya Uzay Endüstrisine bağlı olan ROSCOSMOS kuruluşuna bağlı 40 farklı turizm şirketi aracılığıyla alabilirsiniz. Bu başvuruyu ziyaret tarihinden en az 22 iş günü öncesinde yapmanız gerekiyor. Tur fiyatlarının her ne kadar 700 dolardan başladığını söyleseler de internette çok daha fazla fiyatlar gördüm. Ayrıca ROSCOSMOS her sene planlanan fırlatma tarihlerini sitesinde yayımlıyor. Böylece ziyaretinizi fırlatma tarihine planlayarak, aracın fırlatılmasına çıplak gözlerle şahit olabilirsiniz. Baikonur turu dahilinde tesisin içerisindeki fırlatma rampaları, müzeler ve bazı kontrol odaları gösteriliyor. Ayrıca uzaya gönderilen ilk insan olan Yuri Gagarin de buradan kalkan Vostok 1 uzay aracıyla havalanmıştı. Gagarin’in o dönemler burada yaşadığı evini de tur kapsamında gezdiriyorlar.

2019 yılı için planlanan fırlatma tarihleri şimdilik şu şekilde:

6 Temmuz 2019

12 Eylül 2019

18 Ekim 2019

Yol Anıları – Ağrı’da Turist Arkadaş Edinmek

Bir önceki gece kaldığım Muradiye Şelalesinde sabah uyanıp çadırımı toparlarken, artık yavaş yavaş ülkenin sınırına yaklaştığımı ve ülkeden ayrılma zamanımın geldiğini hissediyordum. Planıma göre gidecek pek fazla yer kalmamıştı. Akan derenin kenarında huzurlu ve tatmin edici bir kahvaltı yaptıktan sonra sırtıma çantamı yüklenip günün erken saatlerinde ana yola çıktım.

Tır dışında yoldan geçen fazla araç yoktu ve biraz bekleyişten sonra, çeşitli sebeplerle genellikle tercih etmediğim tırlara da otostop çekmeye karar verdim. Her insanın ayrı ve kıymete değer olduğunu kabul ederek, bindiğim tırdaki abinin tavırları, tırları tercih etmemekteki haklılığımı bir kez daha göstermişti. Elbette tırcılar otostopçuların en iyi dostlarından ve yardımcılarındandır. Söylediğim gibi herkesi ayrı ayrı değerlendirmeyi ve aynı kefeye koymamayı yıllar önce öğrenmiştim.Yolun hemen hemen yarısını tırla gittikten sonra kalan yarısını da ikinci bir araçla tamamlayarak Doğu Beyazıt’a vardım. İlk işim çoğunlukla yaptığım gibi yerel bir yerlere oturup sohbet edecek birilerini bulmak oldu. Oturduğum mahalle kahvehanesinde yerin sahibiyle biraz diyalog geliştirdikten sonra, çantamı bırakıp biraz dolansam olur mu, deme şansım oldu. Çantamı orada bırakarak İshak Paşa Sarayına doğru yola çıktım. Sırtımda çantamın olmayışı beni diğer insanlardan ayırmadığı için otostop zorlu olabilirdi, o sebeple minibüsle gitmeye karar verdim. Yanılmıyorsam 2tl karşılığında yaklaşık 8km yol gittim ve İshak Paşa Sarayına vardım.

Doğu Beyazıt’ta Turist Bulmak:

İshak Paşa Sarayı

Saray hakkındaki düşüncelerimi buradan ayırarak farklı bir yazıda ayrıca anlatacağım. Geziden sonra tekrar merkeze indiğimde hava kararmak üzereydi ve kasvetli bir hava vardı. Canım tatlı bir şeyler isteyince bakkalın birinden çekme helva alıp yiyerek yürümeye başladım. Kargo göndermem gerektiği için kargo firması arıyordum ama sırt çantalı bir Japon buldum. 🙂 Hemen yanına gidip nereden geldiğini, ne yaptığını sordum. Avustralyalı bir arkadaşıyla beraber gezdiğini söyledi ve hemen arkasından da arkadaşı geldi. Onlarla ayaküstü sohbet ederken Asya’lı gören yerliler de gelip fotoğraf çekiliyordu. Velhasıl otel aradıklarını ve fiyat almaya çalıştıklarını söylediler. Ben de onlar için bir iki otele belki daha ucuz fiyat alırım düşüncesiyle sordum ama yine de pahalıydı. “Ben de geziyorum ve çantamı böyle böyle bir yere bıraktım, gelin isterseniz oraya gidelim, belki dükkan kapanınca sahibi orada uyumamıza izin verir.” dedim. Fikir maliyetsiz gözükünce kabul ettiler.

Göklerden Gelen Bir Karar Gibi Geldi Murat Abi:

Birlikte gidip sorduk ama adam çalışan olduğunu ve sıkıntı olabileceğini söyledi. Biz de çantalarımızı alıp kamp kuracak yer bulmak amacıyla yürümeye başladık. Avustralyalı William, sabah çadırımın fermuarını açtığımda karşımda o sarayı görmek istiyorum, dedi. Önümüzde saraya 8km vardı, hava tamamen kararmıştı ve 3 erkektik. Otostop çekerek saraya doğru yürümeye başladık, gördüğümüz ilk müsait yerde çadır kuracaktık. Otostop çekmeden yalnızca yürüdüğümüz bir anda bir araba kendiliğinden durdu ve adam arabadan inip “Kamp kuracak yer mi arıyosunuz?” dedi. Hızır gibi yetişen Murat abinin arabasına binerek işlettiği kafe-kamping tarzı yere gittik. İstediğiniz gibi takılın diyerek tüm mekanın kapılarını bize açtı. Çadırlarımızı sahiden de William’ın dediği gibi fermuarı açınca sarayı görecek şekilde kurduktan sonra kafe bölümüne gidip, önce akşam yemeklerimizi yedik sonra da beni çok şaşırtan şekilde Avustralyalı William’la tavla oynadık.

Rota Alışverişi Yaparken

Daha önce de Türkiye’ye gelmiş ve tavla oynayıp çok sevmiş, eve dönünce ilk işi Türk mahallesine giderek tavla almak ve tüm arkadaşlarına öğretmek olmuş.

Bu Arada Beni Yendi… Ama Misafir Diye Çok Asılmadım Ondan 🙂

Güzel ve çok keyifli bir akşamın sonunda çadırlarımıza girerek uyuduk.Sabah olduğunda bir önceki gün gezdiğim için çocukları saraya gönderdim, ben de oturup çalıştım. Ardından belirlediğimiz saatte onlarla saray çıkışında buluştuk ve eski kalenin üstüne doğru güzel bir tırmanış gerçekleştirip Doğu Beyazıt manzarasına doyduk. Gezimiz sonlandığında kaldığımız yerde bıraktığımız çantalarımızı alıp tekrar otostopa başladık.

İlk Yabancı Dostlarıma Hüzünlü Veda:

Bindiğimiz araçtaki abiye, arkadaşların yolunun uzun olduğunu, kendi başlarına ana yola çıkmalarının uzun sürebileceğini ve yolda kalma olasıklarının yüksek olduğunu söyledim. Sağolsun onları ana yola kadar bıraktı ve onlar da akşam olmadan bir sonraki ile gitme şansını buldu. Gezimin başından beri ilk defa birileriyle yolda tanışıp ortak hareket etmiştim ve bu sebeple bir gece beraber olmuş olsak dahi onlara alışmıştım. Keysi ve William’dan ayrıldıktan sonra biraz hüzünle beraber ben de kendi gideceğim yola doğru ilerlemeye başlamıştım. Yolum kısaydı fakat Iğdır’a giden hiçbir araç durmuyordu. Geçen zaman sonunda neden kimsenin durmadığını anlayamıyor ve inceden kafayı yemeye başlıyordum… 🙂